Eylül 28, 2021

Zombi şirketlerden korkulmalı mı?

Zombi şirketlerden korkulmalı mı?

Zombi şirketlerden korkulmalı mı?

FINANSGUNDEM.COM – DIŞ HABERLER SERVİSİ

Birçok yatırımcı kurumsal ‘zombilerin’ küresel ekonominin gelecek yıllarda karşılaşacağı en büyük problemlerden biri olacağını düşünüyor. Ancak New York Merkez Bankası’nın gerçekleştirdiği bir araştırmaya göre bu endişeler fazla abartılı olabilir. Korona virüsün ortaya çıkmasından önce de, zombi adı verilen, gelirleri borçlarını ödemeleri için yetersiz olan şirketler konusundaki endişeler oldukça yaygındı.

İki yıl önce, Bank for International Settlements, araştırmasına dahil ettiği 14 büyük ekonomide, zombi şirketlerin payının, 1980’lerin sonundan 2016 yılına kadar %2’den %12’ye tırmandığını ortaya çıkardı. Bu endişelerin kaynağı, bu şirketlerin geçmişte olduğundan daha uzun süre ‘cansız’ kalmasıydı. Şirketler ne iyiye gidiyor ne de iflas ediyordu. Bunun en muhtemel nedenlerinden bazıları, borç ödemelerini düşüren faiz indirimleri ve bankaların fişi çekme konusundaki isteksizliğiydi.

Bu trend bir tesadüf değil. 2008 finansal krizinin ardından, politika yapıcılar düşük faiz oranlarının ve toleransın kitlesel bir kurumsal iflas dalgasının önüne geçmek için gerekli olduğunu düşündü. Bunun sonucunda milyonlarca insan daha işsiz kalabilirdi.

Bu alanda, otoriteler geçmişte yapılan hatalardan ders aldı. 1929 yılında, ABD Hazine Bakanı Andrew Mellon, “sistemin çürümüşlüğünü temizlemek için” zorluk içindeki şirketlerin kitlesel likiditasyonunu savundu. Joseph Schumpeter’ın “yaratıcı tahribat” kuramını önceden sezerek, bunun ekonomik toparlanmayı gerçekleştirmek için en iyi yöntem olduğunu iddia etti.

Bunun yerine Mellon Doktrini 1929 yılındaki ekonomik çöküşün Büyük Buhran’a dönüşmesine neden oldu. Yine de birçok ekonomist, zayıf şirketlerin sonsuza kadar verimlilik göstermeden varlığını sürdürmesine izin vermenin gerçek ve uzun vadeli ekonomik bedelleri olduğu konusunda endişeli. 2018 yılında yayınlanan BIS raporuna göre, zombi şirketler, verimsiz, az yatırım yapan ve başka koşullar altında daha dinamik alanlarda kullanılabilecek kaynakları tüketen şirketler olarak ortaya çıktı.

Zombi şirketler fenomeninin dışında bile, ekonomistler genel olarak kurumsal borçlanmanın, şirketlerin yatırım yapma kabiliyetini kısıtladığını düşünüyor. Bu korkular korona virüs krizi ardından yükselişe geçti. Pandeminin bıraktığı birçok mirasın arasında, devasa bir kurumsal borç yükü en çok göze batan sonuçlardan olacak.

Kurumsal iflaslardaki artış şaşırtıcı derecede mütevazı oldu. Bunun nedeni hükümetlerin ve merkez bankalarının sıra dışı şekilde agresif olan politikaları oldu. IMF verilerine göre, merkez bankaları tahvil piyasalarına 7 trilyon dolardan fazla para akışı gerçekleştirdi. Ancak sonuç olarak, gelişmiş ülkelerde kurumsal borç yükü 2019 yılında gayrisafi yurtiçi hasılanın %91’ine denk gelirken, 2020 yılının Eylül ayında %102’ye tırmandı. Sıfıra yakın Faiz oranları bu durumu daha katlanılabilir kılsa da ekonomistler, süregelen bu borçların, gelecek yıllarda ekonomi için bir dönüm noktası olacağından endişe duyuyor.

Ancak New York Merkez Bankası’nın yakın zamanda yayınladığı bir araştırmaya göre bu endişeler yersiz olabilir. 19. yüzyıla kadar uzanan, 17 ekonominin veri tabanlarında yapılan araştırmada, araştırmacılar Oscar Jordà, Martin Kornejew, Moritz Schularick ve Alan Taylor büyük kurumsal borçların daha derin ve uzun resesyonlara yol açıp açmadığını araştırdı.

Vardıkları sonuç bugüne kadar var olan bütün endişeleri yersiz çıkardı. Araştırmaya göre, “kurumsal borç patlamalarının, yatırımlarda ya da çıktılarda daha derin düşüşlere neden olduğuna ya da ekonominin diğer zamanlara kıyasla daha uzun sürede toparlandığına yönelik bir kanıt bulunmuyor.” Ekonomistler aynı zamanda, büyük kurumsal borçların ekonomileri daha savunmasız hale getirdiğine dair bir kanıt bulamadı.

New York Merkez Bankası’nın araştırması, kurumsal iflas ve yeniden yapılanma rejimlerinin genellikle, bireyler için olduğundan çok daha etkili olduğunu ortaya koyuyor. Hem şirket sahipleri hem de kreditörler hızlı bir çözümden fayda görüyor. Ancak kreditörler fazla ve mücadeleci olduğunda, kontrat yaptırımları zayıf ya da hukuki süreç ağır işlediğinde hızlı bir yeniden yapılandırma ya da likiditasyonun gerçekleşmesi güç olabilir.

Ekonomistler, “daha fazla ihtilaf, yatırımların düşmesine ve zombi şirketlerin hayatta kalmasına neden oluyor. Bunun sonucunda toplu verimlilik büyümesi zarar görebilir ve resesyon sonrası toparlanma yavaşlayabilir” dedi. Başka bir deyişle, politika yapıcılar düşük faiz oranlarının bu şirketlerin hayatta kalma süresini uzatmasından daha az endişe duymalılar. Bunun yerine, iflasların ve yeniden yapılandırmaların olabildiğince etkili ve hızlı gerçekleşmesini sağlamaya odaklanmalılar.

Kaynak: iceriksaglar.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir